İngilizce Nasıl Öğrenilir?

İngilizce Türkiye’de herkesin ortak derdi. Ortalama bir Türk vatandaşının, sigarayı bırakmak ya da spor salonuna yazılmak gibi defalarca denediği ancak başarıya ulaşamadığı bir konudur yabancı dil öğrenmek. Yabancı dil denilince akla gelen ilk dil de haliyle İngilizce.

Sağolsun eğitim sistemimiz yıllarca İngilizce eğitimi verir ama İngilizce öğretemez. İnsanlar özellikle İngilizce konuşma kısmında çok zorlanırlar. Hatta bazı insanlar için bu bir fobiye dönüşür.

Ortaokul-liseden hatırlarsınız. İngilizce öğretmeniniz İngilizce konuşurken R harfinin yutulduğunu size öğretmek için günlerini, haftalarını harcardı ama siz hem R harfini yutmayı hem de İngilizce’yi bir türlü öğrenemezdiniz. Aslında size İngilizce öğretmekle görevli o öğretmeniniz varya, o kendisi de İngilizce’yi ne kadar biliyor tartışılır. Memlekette öğretmenlerin kendini geliştirmediğini hepimiz biliyoruz. Boşuna kendimizi kandırmayalım.

Bu yazıyı okuyan öğretmenler kızacaktır. İşte vay efendim eğitim sistemi sürekli değişiyor biz ne yapalım. İyi de öğretmenlerin bir kısmı aynı zamanda eğitimi yöneten bürokratlar değil mi? O zaman doğru politikalar belirleyip insanları hayata doğru hazırlayın. Hani herşey eğitimle olurdu? Hem öznesi olduğunuz yani hem bu eğitim sisteminden geçerek eğitim aldığınız hem de sonrasında eğitimci olduğunuz bu sistemi neden düzeltemiyorsunuz?

Bu yazının konusu Türkiye’deki eğitimi sistemini tartışmak değil. Onu başka zamanlara bırakalım.

Size İngilizce konusunda başınızın çaresine bakmayı öğrenmenin yollarını anlatacağım.

Öncelikle İngilizce nasıl öğrenilmez ordan başlayalım.

İngilizce Gramer İçinde Boğularak Öğrenilmez

Dil, kurallarıyla birlikte öğrenilir, doğrudur. Ama kendinize bu eziyeti çektirmeyin. Dil öğrenmek için sadece gidip gramer kitaplarını alıp onların boşluk doldurma etkinlikleri ile bir yere varılmaz. Dilin 4 işlevi vardır. Okuma, yazma, konuşma ve dinleme. Gramer kısmına çalışarak sadece okuma ve yazmanın ufak bir kısmına çalışmış olursunuz.

Bunun yerine hepsini yapabileceğiniz kaynaklar edinmelisiniz. Dil öğrenmek için yapılmış bir sürü mobil uygulama ve bu mobil uygulamaların bir de servisleri var. Bu servislerden İngilizce hocası seçip onunla online ders yapabildiğiniz hizmetler bile var.

Bunları araştırıp kendinize uygun bulduğunuz ve kalitesine inandığınız servisleri kullanmanız faydalı olur.

Ders Derste Kalmasın

Dil öğrenmek hayat boyu süren bir şeydir. İngilizce’yi ne kadar bilirseniz bilin, tutup ta ayaklı bir İngilizce sözlük olacak değilsiniz. Nasıl hepimiz Türkçe konuşuyoruz ama herkesin kelime dağarcığı ve dile olan hakimiyeti farklı ise, İngilizce için de durum aynı.

Dil öğrenen insan sürekli kendini geliştirir, geliştirmelidir.

Hergün yeni birşeyler öğrenirsiniz. Temelleri hızlıca öğrenip sonrasında dili geliştirmenin bir sonuç değil süreç olduğunu idrak edip ona göre ilerlemelisiniz. Onun için kursa gittim bitti ya da derste öğrendim aklımda kalır diye düşünmeyin. Öğrendiklerinizi hem tekrar edin hem de yeni şeyler katın.

Pratik Yapmadan Dil Öğrenilmez

Dil mekanik birşeydir ve alışkanlık işidir. Kas hafızası diye birşey var duydunuz mu? Birşeyi artık o kadar çok yapmışsınızdır ki artık onu hiç düşünmeden yaparsınız. Hatta yaparken düşünürseniz normalde yapabildiğiniz birşeyi yapamaz hale gelirsiniz. Mesela araba kullanmak. Bir süre öğrenmek için çabalarsınız ama bir yerden sonra artık araba kullanmak sizin için artık düşünülmeden yapılan birşeydir, kas hafızanıza yerleşmiştir.

Bu birçok şeyde böyledir. Uzun süre yapılan şeyler alışkanlık halini alır. Öğrenme eylemi ilk başlarda insanın çok enerji harcamasına ve zihnini çalıştırmasına yol açar. Zamanla vücut bu enerjinin kullanımını optimize etmek için öğrenilen şeyi alışkanlığa dönüştürür. Dil de böyle. Temelleri hızlıca öğrenip sonra hayatınızı İngilizce ile doldurmalı ve mümkün olan her fırsatta pratik yapmalısınız.

Bruce Lee der ki 10 bin tekmeyi bir kez çalışandan korkmam da, bir tekmeyi 10 bin kez çalışandan korkarım.

O yüzden temelleri öğrendikten sonra kendinizi çok fazla gramere boğmayın. Örneğin okulda bize “fine thanks and you?” cevabı ezberletilmiştir fakat bir İngiliz ile konuştuğunuzda ona “How are you?” diye sorarsanız size bu cevabı vermez. Onun yerine “not too bad” der.

Çok kelime ve kural bilmek iyidir fakat halkın konuştuğu dil kadar normal seviyede kural ve kelime bilip bunları sürekli tekrar etmek çok daha etkilidir. O yüzden İngilizce’yi anadil olarak bilen insanlarla arkadaş olmaya çalışıp ya da onların olduğu ortamlarda bulunmaya çalışarak bol bol pratik yapmak iyi olur.

Falancanın Oğlu-Kızı 8 Dil Biliyormuş. Ben Daha İngilizce’yi Sökemedim. Moralim Bozuldu!

Biliyordur, olabilir tabi. Ebeveynleri farklı uluslardandır, farklı bir dil konuşulan ülkede doğmuştur ya da kolej çocuğudur. Bir şekilde birkaç dili konuşuyordur.

Kendinizi başkaları ile kıyaslamayın. Siz sizsiniz, onlar onlar. Siz kendi yöntemlerinizi ve kendi yolunuzu bulacaksınız.

Bazen de aynı şeyi bir insan hızlı öğrenirken diğeri daha yavaş öğrenebilir. Her insan farklıdır. Öğrenme hızları da.

Durmadığın sürece yavaş gitmenizde bir sorun yok. Önemli olan sürekli ilerlemeniz yani İngilizce’nizi sürekli geliştirmeniz.

Bir de Türkiye’de anne-babalar hava atmayı çok sever. Mütevazilik toplumumuzda adeta ayıp sayılırken narsizm hastalığı adeta bir din gibidir, tapılır.

Onun için yok oğlum-kızım şu kadar dil biliyor, Erasmus’ta şöyle uçtu kaçtı, yabancı manitayı şöyle çekip çevirdi, bizim damat Amerikalı felan gibi Türk anne-baba övünmelerini ciddiye almayın.

Bu Yazı da Hoşunuza Gider ===>  İngiltere'ye Geldikten Sonra Yapılacaklar

Türkçe Düşünmeyeceksiniz Ama Nasıl?

Çorba yenir mi? Siz çorba yiyen adam gördünüz mü hiç? Yani çorbasını böyle çatal bıçakla ve ısırarak yiyen gördünüz mü? Ben gördüm, tüm İngiltere’de çorba böyle yeniyor.

Şaka yapıyorum. Biz çorbayı yeme eylemine “çorba içmek” derken, İngilizer “çorba yemek” derler. İngilizce’de içmek kavramı çorba için kullanılmaz.

Benzer şekilde mesela siz “ben hafta sonları yüzmeye gidiyorum” dersiniz ama İngilizler “ben hafta sonları yüzmeye giderim” der. Siz sürekli yaptığınız şeyler için şimdiki zaman kullanırsınız, İngilizler ise geniş zaman kullanır ve şimdiki zamanı sadece o işi gerçekten şu anda yapıyorlarsa kullanırlar.

Bunlara sadece birkaç bir örnek. Yüzlercesini sayabilirim. Onun için İngilizce duyduğunuzda ve konuştuğunuzda çok fazla düşünmeyin. İngilizler nasıl diyorsa siz de öyle söyleyin. Zamanla bunlar bir alışkanlık olarak dilinize yerleşir ve siz de öylece sorgulamadan kullanırsınız. Doğru olanı da budur.

İngilizce konuşurken Türkçe düşünmeyin. İngilizler nasıl diyorsa siz de öyle söyleyin. Bunu yaparken de aklınıza imajları, olayları, görüntüleri getirmeye çalışın. O sırada grameri düşünmek yerine bunları hatırlayın. O zaman hem konuşmakta zorlanmazsınız hem de konuşmalarınız daha doğal olur.

Hata Yapmaktan Korkmayın

Hiçbirimiz Tanrı değiliz. Hatasız kul olur mu?

Biz sizi hatalarınızla da severiz, merak etmeyin. İnsan hata yapabilir. Önemli olan bunlardan ders çıkarmak. Bol bol pratik yapın ve pratik yaparken hata yapmaktan korkmayın.

Kafa-göz girin, bodoslama konuşun, İngilizce’nin kafasını-gözünü yararak konuşun. Karşındaki sizi anlar. Anlamazsa tekrar edersiniz. Daha da olmadı jest-mimik-el hareketleri ya da çizerek anlatırsınız ve karşınızdaki sizi anladığında “ha sen şey demek istiyorsun” der ve o sırada siz de az önce anlatamadığınız şeyi öğrenmiş olursunuz.

Neticede kimse emeklemeden koşmaya başlamadı. Bebeklerin dili nasıl öğrendiklerini hatırlayın. Aynı şeyleri defalarca duyarak, görerek, yaşayarak öğrendiler. Onun için siz de benzer bir süreçten geçeceksiniz, bunu bil.

İngilizce öğrenirken ufak ufak ezberlediğiniz kalıplarla başlarsınız. Sonra kendi duygularınızı ifade etmeye çalışırsınız. Hani yürümeye çalışan bebek dengesini kaybedip düşer ya, siz de cümle kurarken hata yapabilirsiniz. Sorun değil. Ama bu asla doğrusunu yapamayacağınız anlamına gelmez. Ne kadar çok denerseniz o kadar iyi olur.

Çok deneyin, çok pratik yapın, hata yapmaktan korkmayın.

İki Dil Kırıp Biraz Aksan Parlatınca İngilizce Öğrendim Sanmayın

Dedim ya, bizim memleket narsist doludur. Biraz bilen bile çok biliyorum der. Bilmiyorum demek adeta ayıp ve günahtır. Herkes bir bilme yarışında. Hatta bilmediği şey ile ilgili atıp tutarak başkasına akıl verme derdinde.

Bu durum İngilizce’ye de yansıyor. Azcık İngilizce dil kıran, biraz aksan parlatan İngilizce öğrendim sanıyor. Bir de bunu sağda-solda hava atmak için kullanıyor.

Birazcık dile olan ilgiyle ve ezber gücüne dayalı olarak yapılan çalışma sonucu dil öğrenilir. Mesela uzun süre altyazılı filmler izlerseniz artık bir takım şeyleri anlar hale gelirsiniz. Ama işte bir yerden sonra bazı altyazıları okumadan anlıyor olman sizi II.Elizabeth ile çay içerken Black Mirror’un ilk bölümünü tartışabileceğinizi düşünür yapmasın.

Yurtdışında yaşamadan, ders vermeden, akademik bir yazı ele almadan, roman okumadan ya da tiyatro oyunu oynamadan İngilizce öğrendim diyemezsiniz.

Sizin İngilizce öğrenmedeki amacınız işini yürütmek ve eğer yabancı bir ülkede yaşıyorsanız sosyal hayatta var olmak. Amacınız hava atmak değil.

Şöyle düşün; İngiltere’de herkesin ana dili İngilizce. Yoldan geçen en hödük adam bile bu dili biliyor ve konuşuyor. İngilizce bilmek önemli bir meziyet ama hava atmanızı gerektirecek kadar değil.

Dil Öğrenmek O Dilin Kültürünü de Öğrenmektir

Hemen bir örnek vereyim; Türkçe’deki “günaydın” İngilizce’de “iyi sabahlar” anlamına gelir, Japonca’da ise “güne erken başlamışsınız” anlamına gelir. Bu ve bunun gibi kavramlar tamamen o kültürün dile yansımasıdır ve dil o yönde biçimlenir.

Bir kültür o kültürün insanlarının ortak tarihi, müziği, sineması, coğrafyası, sanatı, sosyal yaşamı, yemekleri, günlük alışkanlıkları ve daha birçok şey ile meydana gelir ve zamanla sürekli yenilenir.

Siz de bu saydıklarımın içine girerek yani o kültürde ilgini çeken şeyleri tecrübe ederek ya da öğrenerek o kültürün içine girersiniz. O kültürden insanlarla tanışırsınız. Bunu yaparken o kültürün dilini de öğrenirsiniz.

Dil mi kültürün yoksa kültür mü dilin belli değil derler, doğrudur. Onun için dil öğrenirken o dili konuşanların kültürünü de öğrenmeye çalışın. O kültürün sizin ilginizi çeken taraflarını anlamaya ve yaşamaya çalışın.

İngilizce Nasıl Öğrenilmez Anladım. Peki İngilizce Nasıl Öğrenilir?

Birçok yöntem var. Yazımın buraya kadarki kısımlarında bazılarını anlattım. İngilizce, gezerek, TV ve film izleyerek, radyo dinleyerek, pratik yaparak, İngilizce bilen arkadaşlar edinerek, kitap-gazete-dergi okuyarak öğrenilir.

İngilizcenizi geliştirmek için İngiltere’ye geldiyseniz bunu yaparken çok para harcayacaksınız diye bir kural yok. Çünkü aradığınız şey zaten her daim sizinle birlikte. Her yerde bu dil konuşuluyor ve yaşanıyor. Dolayısıyla siz de bu havayı her anlamda teneffüs ederek İngilizce’nizi geliştirebilirsiniz.

Bu Yazı da Hoşunuza Gider ===>  İngiltere'de Banka Hesabı Nasıl Açılır?

Radyo Dinle

Mesela radyo dinleyerek öğrenilir dedim. İngilizce öğrenme ve ilerletmede benim favorilerimin başında radyo dinlemek gelir. Radyo sizi esir almaz. Bir yandan araba kullanırken bir yandan radyo dinleyebilirsiniz mesela. Ya da bir yandan birşeyler yaparken arka planda radyo açıktır. Televizyon, youtube, vs. gibi ekrana bakmak durumunda değilsinizdir.

İngilizcemi Geliştirmek İçin Hangi Radyoları Dinleyebilirim?

İngilizce öğrenmenin birçok yolu var. Kimisi Anadolu Lisesi’nde, kolejde ya da üniversite hazırlıkta öğrenir. Kimisi ise bu tecrübelerden geçmemişse ki olabilir, bir süre İngiltere ya da Amerika’ya dil okuluna gider, orda öğrenir.

Benim zamanımda Erasmus yoktu, ben o furyaya -malesef- yetişemedim fakat Erasmus’ta dili dile değdirerek dil öğrenmek te bir yöntem elbette ve bunu yaparak baya dil öğrenen arkadaşlarım da oldu. Bu arkadaşlar her ne kadar ara sıra bana “sen bizim yanımızda yaşlı kalıyorsun, aramızda nesil farkı var, bizi anlamıyorsun” diye takılsalar da kendilerini severim, iyi çocuklardır. Erasmus’a gidip genç yaşta dünya gören insandan zarar gelmez.

Bazılarını da devlet master-doktoraya gönderir ya da göreve gönderir, öyle öğrenirler. Ya da akademik burs kazanır gider, öyle öğrenir İngilizce’yi.

Dil öğrenmenin yukarda saydığım yollarının dışında bir de self-study yaparak yani kendi kendine çalışarak öğrenilmesi var. Her ne kadar zor görünse ve aslında zor olsa da yine de etkilidir ve insan bu süreçte dil öğrenmenin yanında kendini de tanıma fırsatı bulur zira bu yöntem, dil öğrenmede en zorlayıcı seçenektir desem yanlış olmaz.

Kendi kendine dil öğrenerek sadece İngilizce’yi değil, birkaç dili öğrenen arkadaşlarım var. Baya da konuşuyorlar.

Eğer kendi kendinize İngilizce öğrenmeye karar verdi iseniz öncelikle sizi tebrik ederim, bu azmi her zaman takdire şayan bulurum. Bu konudaki düşüncelerimi paylaşayım.

Türkçesini okuduğunuz ve sevdiğiniz romanları İngilizce’sinden de okuyun. Keyifli ve öğretici oluyor. İkincisi sevdiğiniz filmlerin İngilizce altyazılarını indirin ve bunların yazıcı çıktısını alın. Filmleri İngilizce’sinden birkaç kez izleyin ki sevdiğiniz film ise zaten birden fazla kez izlemişsinizdir. O altyazıları ara sıra okuyun ve çalışın. Bu da gerçekten çok keyifli ve öğretici olur. Siz o altyazıları okudukça filmin ilgili sahnesi gözünüzde canlanır, olan biten ve dolayısıyla bunun İngilizcesi zihninizde yer eder.

Diğer bir tavsiyem ise BBC ve LBC radyolarını dinlemeniz. BBC’yi biliyorum da LBC nerden çıktı diyeceksiniz. Öncelikle BBC ile ilgili birşkaç şey söyleyeyim. BBC Radyo 2’de öğleden sonraları güncel konularda sohbet ve tartışmaya benzer canlı yayına konuk almalı programlar olur.

Bu programların en meşhuru Jeremy Vine’ın programıdır, kendisi BBC’nin en tanınmış radyocularından. Araya müzik te girer. Hem müzik hem sohbet sıkılmazsınız. Ama mesela BBC Radyo 1 dinleseniz genelde müzik ve hoşum boşum DJ’leri vardır, bir yerden sonra bayar. Ama BBC’nin her kanalı iyidir, ben en çok BBC Radyo 2’yi severim. Bizdeki TRT’nin -eski bozulmamış- zamanlarına benziyor, ya da TRT BBC’ye benziyor. Ama TRT Radyosu şu anda papağanlık ve iktidar borozanlığı ile radyoculuğu birbirine karıştırmış durumda. Umarım zamanla bu durum düzelir.

Yine BBC Radyo 2’de çalan DJ’lerden Craig Charles’ın bende özel bir yeri vardır. Kendisi İngiltere’de çok tanınan bir sempatik kişilik olmanın yanında çok iyi bir Funk&Soul DJ’idir, çok güzel miksler. Harika müzik çalar.

Annie Mac - Craig Charles - Jeremy Vine

Annie Mac – Craig Charles – Jeremy Vine

Annie Mac, Jamie Cullum felan da güzel çalar. Annie Mac akşamları iyi coşturur, bir de kalite kızdır. BBC Radyo 2’nin diğer DJ’leri de iyidir.

LBC ise farklı bir dünya. Açılımı Leading Britain’s Conversation şeklinde olan radyo, ismini sadece sohbet ve tartışma programları yayınlıyor olmasından alır. Yayınlar genelde canlıdır ve hiç müzik yayınlanmaz. Sadece konuşma, sohbet, tartışma, haber ve canlı yayına alınan konuklarla sohbet, soru cevap ve gündemi değerlendirme şeklinde yayın yapar.

Hem kendi radyo programcıları ünlüdür hem de bazı programları İngiltere’nin ünlüleri yapar. Örneğin İngiltere’nin Brexit ile AB’den çıkmasında başı çeken politikacılardan, kahkahası ile ünlü hergele ve İngiltere’nin en önde gelen ırkçı-faşistlerinden Nigel Farage bu radyoda Pazartesi ve Perşembe günleri akşam saat 7’de program yapıyor.

Ama aynı zamanda İngiltere solunun en ucundaki insanlar da bu radyoya çıkıp konuşabiliyor. Ya da siyasi duruş değil de toplumu ilgilendiren herhangi bir konuda çok farklı uçtaki insanların düşüncelerine yer veriliyor.

Bu radyo sadece konuşmalardan ibaret olduğu için toplumun gündeminde olan ya da olabilecek herşeyi konuşur, tartışır, yayınlar, gündeme getirir.

LBC’yi bir süre mesela altı ay bir sene kadar dinlerseniz İngiliz Kültürü’ne ve İngiltere gündemine iyice aşina olursunuz. Yayınlanan programlar, tartışmalar ve telefonla canlı yayına alınan konuklarla yapılan muhabbetler bazen o kadar ilgi çekici ve provoke edicidir ki İngilizce radyo dinlediğini unutur konuya konsantre olursunuz ve bu da İngilizce’nizi geliştirmenizde gerçekten çok iyi bir aşamadır artık.

Bu Yazı da Hoşunuza Gider ===>  İngiltere'de Şirket Türleri ve Hangi Tür Şirket Kurmalı?

Radyo candır!

Kütüphanelere Gidin

CODRINGTON LIBRARY, OXFORD, ENGLAND

İngiltere’de 70’ten fazla halk kütüphanesi var. Bunların sadece 16 tanesi Londra’da. Dikkat edin okulların kütüphanelerinden bahsetmiyorum. Sadece halk kütüphaneleri bile 70’ten fazla.

İngiltere’deki kütüphanelerin her biri ayrı sanat eseri. Hem göze hitap ediyor hem de zihnimize. Kütüphaneye gidip dil öğretici kitaplardan tut, çocuk hikaye kitaplarına ve romanlara kadar envai çeşit kitap bulabilirsiniz. Bunlardan seviyenize göre gramer anlatımı yapanı ya da basit İngilizce ile yazılmış kitapları alıp, bol bol okuyarak pratik yapabilirsiniz.

 

Televizyon İzleyin

Dil öğrenmede önemli unsurlardan bir tanesi de izleyerek öğrenmedir. Anlamasanız da izleyin, bir yerden birşey kaparsınız, izlediğiniz ya da bildiğiniz birşeyin tekrarı veya devamı çıkar, ordan tanıdık birşeyi izlediğinde görüntü zihninize yerleşir ve söylenenler kafanızda oturur.

Ha televizyon çok iyi birşey mi? Değil. Ama siz bunu iyi birşeye dönüştürebilirsiniz. Düşün evlerde kimse izlemese bile televizyon sürekli açıktır. Adeta ailenin bir ferdi gibidir. Aynı şeyi İngiltere’de de yaparsanız sürekli İngilizce’ye maruz kalarak zamanla artık birçok şey zihninize iyice yerleşir.

Sosyal Etkinliklere Gidin

Girin meetup.com sitesine. İlgi alanlarınıza göre bir sürü etkinlik düzenlendiğini göreceksiniz.

Bunlara katılıp hem o ilgi alanınızı biraz daha ileriye taşırsınız, hem yeni insanlarla tanışıp sosyalleşirsiniz hem de İngilizce pratik yaparak İngilizce’ni ilerletirsiniz.

Sadece meetup.com değil. couchsurfing.com buluşmalarına, yerel sosyal ve kültürel etkinliklere, gezi kulüplerine, bir hobi etrafında oluşan sosyal etkinliklere de katılabilirsiniz. Hepsinin faydası olur.

Londra’da Sadece İngilizce Mi Öğrenilir?

Dikkat ettiyseniz İngiltere demedim, Londra dedim. Çünkü Londra’da dünyada hangi millet varsa o milletten insanı kesin bulursunuz.

Bu şehir böyle bir şehirdir, dünyanın her yerinden her çeşit milletten her çeşit insan buraya doluşmuştur ve bu da şehri harika bir yer yapar.

Hayır, Londra’da sadece İngilizce öğrenilmez. Burda her dili öğrenebilirsiniz ve her dilin pratiğini yapabilirsiniz.

Bir kere önce burda konuşulan anadillerden bahsedeyim. İngilizce’yi bir kenara bırakalım, İngiltere’nin anadili İngilizce ve burda bu dili öğrenmek zor değil. Gelirsiniz, birkaç ay burda kalırsınız ve bir temel atarsınız. Sonra zamanla hayata karıştıkça bu temel ilerler ve kaldığınız süre ve sosyalleşmenize paralel olarak dile yatkınlığınız artar.

Peki Londra’da konuşulan diğer anadiller hangileri? Önce ilginizi en az çekebileceklerden başlayayım.

En başta Urduca gelir, bu dil ne kadar ilginizi çeker ama Londra’da büyük bir Hindistanlı ve Pakistanlı nüfusu var, bunlar bu dili konuşur.

Arapça’da hatırı sayılır bir yer tutar. Londra’da ve aslında İngiltere’nin diğer bazı şehirlerinde Somalililer’in bir toplumu var ve bunlar Somali dilinin yanında Arapça da konuşur. Sonra Ortadoğulu ve diğer Arap ülkelerinden bir sürü Arapça konuşan insan var. Bunlarla bu dilin pratiğini yapabilirsiniz.

Rusça ve Lehçe’de oldukça dikkat çeker. Özellikle Polonyalılar, belkide Londra’da en kalabalık yabancı toplumunu oluşturur. Eğer Lehçe öğrenmeye meraklıysanız bu dilin pratiğini de bol bol yapabilirsiniz.

Ya Kürtçe, evet Kürtçe öğrenmeye merak sardıysanız hem Türkiye’den gelen Kürtler hem de Irak, Suriye, İran vs. gibi diğer ülkelerden gelen Kürtlerle bu dili pratik yapabilirsiniz.

Peki ya Avrupa dilleri? Mesela İspanyolca, İtalyanca, Fransızca, Almanca? Bunların da kendi toplulukları var. Mesela Londra’da kafelerde çalışanların çoğu yabancıdır ve bunlar İngiltere’de çalışma iznine sahip oldukları için her yerde çalışabilirler. İspanya, İtalya, Yunanisitan, Romanya ve diğer bazı Avrupa Ülkeleri’nde işsizlik oranı oldukça yüksek olduğu için bu ülkeden İngiltere’ye ve özellikle de Londra’ya büyük bir akın var, çalışmaya hep İngiltere’ye geliyorlar.

Brexit’ten sonra bu durum değişecek ama gelenlerin bir kısmı kalmaya devam edecek.

Sadece kafelerde mi? Hemen hemen her iş kolunda Avrupalılar’ı görürsünüz. Bunlar hem kendi aralarında hem de diğer milletlerle kaynaşırlar. Siz de bu fırsatı kullanabilirisiniz. Dil öğrenme etkinliklerine, kültürel toplantılara, arkadaş ortamlarına gidip bu milletlerden insanlarla tanışıp İspanyolca, İtalyanca, Almanca, Fransızca, vs. dillerinde pratik yapabilirsiniz.

Mesela meetup.com isimli bir site var. Bu site dünyanın her yerinde insanların ilgi alanlarına göre her konuda buluşma ayarlamasına yarıyor. Londra’daki meetup.com etkinliklerine bir göz atıp bunların toplantılarına gider her milletten insanla tanışıp hem sosyalleşip hem de hangi dili isterseniz pratik yapabilirsiniz.

Yapmanız gereken sadece biraz sosyalleşmek. Gerisi kendiliğinden gelecektir.

Sevgili Yap

Dil öğrenmekle ilgili o çok ünlü atasözümüzü anmadan geçmeyelim madem. Dil dile değince de öğrenilir İngilizce, o da bir yöntemdir.

Ha asıl amacınız elbette sadece yabancı dilinizi ilerletmek için manita/boyfriend yapmak olmamalı ama olursa istemem yan cebime koy durumu olabilir.

İşte bilirsiniz, bir sevgiliniz olunca arkadaşlarınızla tanışır ve siz de onunkilerle tanışırsınız. Beraber sosyalleşirsiniz. Kavga edersiniz, sakalaşırsınız, birlikte tatile gidersiniz, film izlersiniz, yemek yaparsınız, küsüp-barışırsınız felan derken tüm bunlar olurken siz farkında olmadan İngilizceniz gelişir.

***

Yabancı dil öğrenmek içinde birçok macerayı barındıran hayat boyu bir serüvendir. Son olarak ortaokul-lise yıllarımdan kalma bir İngilizce öğretmeni repliği ile bitirmek istiyorum:

Now listen, and repeat after me!

***

Bu yazıyı beğendiniz mi?
ingiltereonline.com eposta listesine katılın, yeni yazı ve duyurulardan haberdar olun!
Eposta Listesine Katılmayı Onaylıyorum